12 Şubat 2013 Salı

ESKİ İLAHİ KİTAPLARDA HZ PEYGAMBER



Eski semavi kitaplarda HZ. peygamber ile ilgili haberler:

Kuran ı Kerim’de, ehl-i kitab’ın yani Hristiyanlar ve Musevilerin, HZ peygamberi kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıdıkları zikredilir. Zira bunlara verilen kitaplarda son peygamber ile ilgili bir çok havadis yer almaktadır. Zaten o dönemde pek çok ehl i kitap alimi bir peygamberin gelişinin yakın olduğunu bilmektelerdi. Hatta HZ peygamberin o dönemki mısır kralı Mukavkıs’a gönderdiği islama davet mektubuna cevaben Mukavkıs; Ben bir peygamberin geleceğini biliyordum fakat onun Şam da ortaya çıkacağını düşünmekteydim demiştir. Yine  Yahudiler ile HZ peygamber arasındaki sürtüşmelerin ana kaynağı, Yahudilerin bu gelecek peygamberi önceki bir çok peygamber gibi kendilerinden beklemeleriydi.  Peygamberlik HZ peygamber ile birlikte araplara geçince milliyetçilik duyguları kabardı ve islama düşmanlık ettiler.

Tevratın 1844 londra basımı,tesniye kitabı 33. Bab bölümü: ‘’Allah insanlığa Sina’da teveccüh etti, Sair’de tecelli buyurdu, Faran dağlarında zuhur edip kemali ile ortaya çıktı. Onun yanında dostları olacaktır. Ve sağ elinde ateşten iki ağızlı balta bulunacaktır.’’   Sina dağı:  tevrat’ın HZ musa’ya indirildiği dağın adı. HZ musa bu dağda allah ile konuştuğu için ünvanı ‘’kelimullah’’ dır.  Sair:   o dönemki romanın Şam bölgesinde bir dağın adıdır. HZ isa’ya incil’in indirildiği Nasıra bölgesi Şam’dadır.  Faran: Mekkenin eski adlarındandır.  Tekvin kitabı 21 bab7 18-21: HZ İsmail in faran a yerleştiğini söyler. HZ İsmail in yerleştiği yer herkes tarafından bilinir ki mekkedir. HZ peygamber in soyu da HZ ismail’den gelmektedir. Sağ elinde ateşten iki ağızlı balta olacaktır, ifadesi HZ peygamberin şeriatında cihadın meşru olmasına işaret etmektedir.
    O dönemde mekke'de yaşayan arap halkının içinde Hz İsmail'in soyunun da bulunduğu iddiası Hz Peygamberden sonra ortaya atılan bir iddia değildir. Bunun en açık kanıtlarından biri şudur ki: İslam öncesi arap dininin ve arap kültürünün pek çok öğesi Hz İbrahim ve oğlu hz İsmail'den kaynaklanmaktadır. Örnekler: Kabe, hac, sayy, zem zem suyu, okçuluk... O dönemde yaşayan bazı mekke'li kişiler çok tanrılıcılığı reddediyor ve sadece Allah'a inandığını söylüyordu. Bu kişiler  ''İbrahim'im dini üzereyim'' demekteydiler. hz İbrahim ve Hz ismail'in soyundan geldiği bilinen kavim Hz peygamberin de mensubu olduğu Kureyş kabilesidir ki zaten Mekke'nin liderliği bu kabiledeydi.  

Tevrat; tesniye kitabı  BAB 18: ‘’İleride israiloğullarının kardeşleri evladından olmak üzere senin gibi bir şanlı resul(peygamber) daha göndereceğim ve kelamımı onun ağzına koyacağım. Bu cihetle her ne emredecek olursa onu benden telakki eylemiş bulunacaktır. ‘’ Burada İsrailoğulları denmiyor, kardeşlerinden deniyor. HZ ibrahim’in iki oğlu İsmail ve ishaktır. HZ ishak’ın soyu israiloğullarıdır yani bugünkü Yahudilerdir.( İsrail HZ yakub un lakabıdır.) HZ İsmail ‘in soyu ise arabistana göç etmiştir ve burada araplar ile karışmış, Mekke araplarına liderlik etmişlerdir. HZ İsmail ve HZ ishak farklı annelerden dünyaya gelmiştir. HZ ishak’ın annesi soylu bir  hanımdır. HZ İsmail in annesi HZ Hacer ise siyahi bir köledir. Bu sebeple Yahudiler akraba oldukarı halde arapları küçük görmüşler ve HZ peygambere peygamberliği yakıştıramamışlardır. Zaten dünyada milliyetçilik akımlarını başlatan Yahudilerdir. Milliyetçilik, Yahudi dininin esaslarından biridir.  Tevratta geçen  bu ifadede ‘’ senin gibi bir resul’’ ifadesi HZ musa ve HZ peygamber in şeriatlarının cihad ı meşru kılması yönünden benzeştiğine de işaret eder. Zira ikisi arasında gelen resul( kitap verilen peygamber) olan HZ isa, cihad ile emrolunmamıştır ve soy olarak HZ Meryem tarafından  israiloğullarındandır, kardeşlerinden değildir. Aynı zamanda HZ isanın şeriatında, HZ musa’nınkinde olduğu gibi hadler, yasaklar, temizliğe dair hükümler yoktur. HZ isa çoğu konuda HZ Musa’ya verilen Tevrat a uymuştur.  HZ isa, HZ musa gibi kavmi arasında sözü geçen ve kavminin liderliği görevini ifa eden bir peygamber de değildi. Halbuki HZ muhammed tüm bu hususlarda HZ musa’ya benzemektedir.‘’Kelamımı onun ağzına koyacağım’’ ifadesi de HZ peygamberin okuma yazma bilmeyişine ve kuran ı kerimi ezbere okumasına işaret eder.  Selman ı Farisi, Tamim i Dari, Abdullah bin selam, muhayrik, carud bin el ala gibi sahabiler(HZ peygamber döneminde, onu gören ve Müslüman olanlara verilen isimdir) Hristiyan veya Yahudilikten islama geçmiştir ve bu kişilerin islama geçiş hikayeleri Hristiyan ve Yahudi kavimlerinin HZ peygamberin vasıflarından haberdar olduğuna hükmettirir.

Yuhanna incili  bab 14 ayet 15-16: eğer beni seviyorsanız edeceğim vasiyeti ezberleyiniz ki ben babadan talep edeceğim, size başka bir faraklit verecektir. O sizinle ilelebet sabit kalacaktır.
Yuhanna incili  bab 14 ayet 26: faraklit öyle kutsal bir ruhtur ki benim namıma rabbim onu gönderecektir. O size her şeyi talim edecek ve benim söylediğim sözlerin hepsini hatırlatacaktır.
Yuhanna incili  bab 16 ayet 26: faraklit gelince benim için şehadet eder.
Yuhanna incili bab 16 ayet 7: ben size hak ne ise onu söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem faraklit gelmez. Ben gittiğim zaman onu size gönderirim.
Yuhanna bab 16 ayet 8: faraklit geldiğinde cümle alemin hatalarını kınar.

Burada öncelikle iki şey açıklanmalı: Birincisi ehl i kitap yani Hristiyan ve Yahudiler, kutsal kitaplarını, özellikle de incili, bir çok defa ve bir çok dile tercüme etmişlerdir.  Bu tercümeler sırasında metinlerde bahsi geçen özel isimleri de tercüme etmekte oldukları dile eş anlamlı olarak çevirmek gibi bir adetleri vardır. HZ isanın konuştuğu lisan İbranice idi. Fakat bir çok incil nüshası arasından, iznik konseyinde Hristiyan kilisesi tarafından doğru kabul edilen 4 incilin 3 ü nün yazım dili yunancadır. Bu ayetlerdeki geçen faraklit, yunanca incillerden tercüme edilmiştir. Faraklit olarak zikredilen bu şahsın özellikleri tamamen HZ peygambere uymaktadır. Bu incil ayetleri Müslüman alimleri tarafından HZ peygamberin incilde bahsedilmesine delil olarak öne sürüldüğünden dolayı Hristiyan rahipleri de buna şöyle cevap vermişlerdir: evet bu faraklit lafzı Yunancadan arapçalaştırılmıştır. Fakat yunanca aslı paraklitos olup yardımcı, tesellici demektir. Eğer paraklitos değil de Müslümanların idda ettikleri gibi piriklitos olsa idi bu kelimenin manası övülmüş, yüceltilmiş kişi demek olurdu.(muhammed isminin manası çok övülmüş kişi demektir, med etmekten gelir: muham med. ) Ayette geçen piriklitos  yani övülmüş kişi kelimesinin arapça karşılığı ise ahmed dir. Ahmed de övülmüş kişi demektir. Zaten HZ peygambere ahmed de denmektedir.  Burada bir kuran ı kerim ayetine bakalım: saff suresi 6. Ayet:’’ Meryem oğlu isa da;Ey israiloğulları. Ben allah’ın size gönderdiği elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat ı onaylamak ve benden sonra gelecek ahmed isimli bir peygamberi müjdelemek üzere gönderildim. Ama (gelişini isa nın önceden haber verdiği) elçi onlara gelince bu göz boyayan bir büyüden başka bir şey değil demişlerdi.’’ Yunanca incillerde bu kelime paraklitos olarak yazılmıştır. Fakat bu kelime yunanca’da kişilere verilen bir isim olarak kullanılmaz. Ayrıca yunan harflerinin birbirine benzemesi ve fonetik olarak iki kelimenin(paraklitos ve piriklitos) neredeyse aynı olması da yapılan karışıklığın ihtimal dahilinde olduğunu akla getirir. Aslında böyle bir tartışmanın yapılıyor olması bile ve incilde geleceği söylenen bir kişinin isminin HZ peygamberin ismine benzediği iddiasının yapılabiliyor olması bile   başlı başına mucizedir. Bu eş anlamlı kelime benzerliği başka bir incil ayetinde de olabilirdi ama gelecek bir kişiden bahseden ayette ortaya çıkmıştır. Kelimenin aslı paraklitos olsa ve teselli eden anlamında olsa bie bile bu HZ muhammed in orada anlatılan kişi olduğu gerçeğini değiştirmez. Çünkü teselli eden ünvanı da ona uymaktadır.  Dahası bu incil ayetinde bahsedilen kişinin HZ peygamber olduğunu iddia ederken dayanılan tek dayanak kelimenin eş anlamlı olması değildir. Bahsedilen bu faraklitin özelliklerini karşılayan ve HZ isadan sonra gelen, HZ peygamberden başka bir kişi de gösterilemez Buna rahiplerin itiraz ediyor olması ise normaldir. Çünkü dinlerini korumak için bunu yapmak zorundalar.

Bahsedilecek başka bir konu da şudur: Hristiyanlarca, bahsedilen faraklit isimli kişinin kutsal ruh olduğu öne sürülmüştür. Fakat HZ peygamberin zamanından çok önceleri, incilde bahsedilen faraklit olduğunu öne süren insanlar vardı. Miladi 177 yılında küçük asyada bu iddia ile öne çıkıp etrafında bir çok insanı toplayan bir kişi vardı. Bu kişi iyi halli birisi olduğundan pek çok insanın kabulüne mazhar olabilmişti.  Bu kişi Hristiyan kilisesi tarafından çok makbul kabul edilen, William Muir isimli İngiliz tarihçisinin yazdığı Hristiyan tarihi eserinde mevcuttur ve kendisinin ve ona inanan kişilerin yaşadığı olaylar ve halleri anlatılır.
  Yine Hristiyanlar tarafından yazılan başka bir Hristiyan tarihi kitabında HZ peygamber için şu ifadeler kullanılır: ‘’Muhammedin zamanındaki Hristiyan Ve Yahudi alimleri bir peygamber gönderilmesini bekliyorlardı. Muhammed bundan fayda sağladı. Çünkü o ‘’ beklediğiniz nebi benim’’ diye iddia etti’’

HZ peygamberi görüp Müslüman olan eski bir Hristiyan olan Carid bin el ala(r.a.) uzun uzun düşünüp, HZ peygamber ve Müslümanların başından geçen olayları değerlendirdikten sonra  HZ peygamberin huzuruna gelip şöyle demiştir: Gerçekten siz hak dine davet ediyorsunuz ve en doğru sözü söylüyorsunuz. Sizi hak din ile gönderen allah a yemin ederim ki; vasıflarınızı incil i şerif de bulmuşum ve asla şüphem kalmamıştır ki  İBN betül’ün (HZ isa nın isimlerinden biri) müjdelediği ahir zaman nebisisiniz. Sonuz selam ve şükürler allaha olsun. Artık eser aramakta ve kesin bilgiyle beraber şüpheli davranmakta mana yoktur. Şahadet ederim ki allahdan başka ilah yoktur ve  siz de onun resulüsünüz.

Hristiyanlar, faraklit in kutsal ruh olduğunu söylerler. Böyle olmadığı yönünde ortaya konan deliller şöyledir:
1.      Delil: HZ isa, faraklit ile ilgili verdiği haberleri dillendirmeden önce, vasiyetimi hıfzediniz(yani aklınızda tutunuz, ezberleyiniz) demiştir. Bundan maksat, vereceği haberi duyanların riayet etmeleri gerektiğidir. Demek ki bahsi geçen faraklit, müjdelenen bir peygamberdir ve onun geldiği zamanda, HZ isanın ümmetinden birçok kişinin onu inkar edeceğini HZ  isa bilmiştir ve böyle bir tavsiyede bulunup havarilerine ‘’bunu aklınızdan çıkarmayın’’ demiştir. Eğer maksadı nuzül  edecek ruhu haber vermek olsa idi, bunu söylemesine gerek olmazdı. Çünkü havarilere nazil olacak ruh, daha önce de onlara nuzül etmiş ve havariler ondan feyiz alıp manevi yönden faydalanmayı adet edinmişlerdir(kutsal ruh dan maksad  Cebrail(a.s) dır. Hristiyanların teslis(üçleme)inancındaki üçten birisidir: baba, oğul, kutsal ruh). Hal böyle iken HZ isadan sonra kutsal ruh un onlara tekrar gelmesi havarilere hiç de inanılması zor veya hayret verici bir şey gibi gelmezdi. Aynı zamanda  kutsal ruhun insanın kalbine nuzülü zahiri(somut) bir şey olduğundan, bunu yaşamış birisinin inkara imkan bulamayacağı aşikardır. Böyle olsaydı, HZ isa havarilere bunu aklınızdan çıkarmayın demeye gerek görmezdi.
2.      ‘’Faraklit, benim söylediklerimi hatırlatacaktır’’ ifadesi.  Yeni ahit’de(yani incilde) ‘’havariler isa nın söylediklerini unutmuşlardı da ruh gelip onlara hatırlattı’’ diye bir ifade yoktur. Zaten aradan zaman geçmiş olmadığından böyle bir şey söz konusu olamaz.
3.      Yuhanna incilinin bazı ayetlerinde:’’ faraklit gelmeden evvel haber veriyorum ki geldiği zaman iman edesiniz’’  tabiri geçer.  Buradan anlaşıldığı üzere faraklit kutsal ruh değildir.(yukarıdaki sebep). Eğer maksat ilerideki bir peygambere iman ise, bu söz mana kazanır.
4.      ‘’faraklit benim için şahitlik edecektir’’ ibaresi.  Halbuki nazil olan kutsal ruhun, inkar edilmekte olan birinin doğru söylediğine şahadet etmesi gibi bir olay söz konusu değildir. Havariler zaten HZ isaya iman ettiklerinden, birinin şahadetine muhtaç değillerdi. Ama HZ peygamber, HZ isanın ‘’ben allah ın kuluyum ‘’dediğine şahadet etmiş, onun peygamberliğininin gerçek olduğunu söylemiş, HZ isanın Hristiyanların iddia ettikleri gibi ilah olmadığını söylemiş, hem de HZ isanın annesi HZ Meryem’e atılan iffetsizlik iftirasını temizlemiştir.
5.      ‘’ben gitmedikçe, faraklit gelmez’’ ifadesi. Halbuki, kutsal ruh un, HZ isanın zamanında havarilere, HZ isa tarafından İsrail beldelerine gönderildikleri zaman da geldiği Hristiyanların kitaplarında açıklanmıştır. Bu sebeple, kutsal ruh un gelişini kendi gidişine bağlaması geçerli olmayacaktır.
6.      ‘’Faraklit, hatalarından  dolayı bütün alemi kınayıp, tekdir edecektir.(azarlayıp paylayacaktır)’’ ifadesi. Bu ifade de kutsal ruh gibi doğaüstü bir varlığa değil, bir insan olan HZ peygambere uymaktadır.  Çünkü o, hem Yahudileri hem Hristiyanları, Mecusileri, putperestleri içinde oldukları delalet ve hatalarından dolayı tenkid etmiş ve onların hatalarını ortaya koymuştur.
7.      ‘’benim söyleyecek çok sözlerim vardır, fakat sizin bunları duymaya mecaliniz yoktur. Faraklit gelince hepsini beyan edecektir.’’ İfadesi. Hristiyanların havarilere indiğini iddia ettikleri kutsal ruh ise, havarilere iki şeyi ifade etmiş. İddialarınca teslis inançlarını sağlamlaştırmış, ve havarileri bütün alemi bu inanca davet etmek ile görevlendirmiş. Havarilerin kutsal ruh dan öğrendikleri bunlardan ibaret olunca, HZ isanın söylemeye çekindiği gerçekler nerede kalmıştır?  Fakat HZ peygamber, isevi şeriatına göre biraz daha ağır olan islam hükümlerini getirmiş ve HZ isanın ifade etmediği nice gerçek HZ muhammed vasıtası ile insanlığa açıklanmıştır.
8.      ‘’faraklit kendiliğinden bir şey söylemeyecek, allah’dan işitttiğini söyleyecektir.’’ Bu gibi bir söz, inkarcılar tarafından inkara edilebilecek bir kişiyi tasdik için söylenir. Kuran ayeti: ‘’o, kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.’’  Halbuki kutsal ruh gibi bir varlığın söyledikleri inkar edilemez.
9.      ‘’ faraklit, bana mensup olan şeylerden alıp istifade edecektir.’’ İfadesi. Buradan, bahsedilen kişinin zaman içinde olgunluğunun artacağı anlaşılır. Bu bir insan olan HZ peygamber için mümkündür. Fakat, hristiyanların iddialarınca kadim, mutlak ve yaratılmamış olan kutsal ruhun, olgunluğunun artması veya bir şeylerden  istifade etmesi söz konusu olamaz. Çünkü hristiyanalrın teslis inancında kutsal ruh tanrıdır.

Hristiyan rahiplerinin bu konuda birtakım itirazları olmuştur.
     Birincisi: İncil’de faraklit  ‘’hakkın ruhu’’ olarak tefsir edilmiştir.  Bu ise onun teslis inancında üçüncü olan kutsal ruh olduğuna işaret eder. Çünkü bu tür sözler ancak bu manada kullanılırlar.
    Buna cevap: Hakkın ruhu ve benzeri  ifadelerin doğaüstü bir varlık için kullanılmasının şart olmadığı, yine Hristiyanların kendi kitaplarındaki ifadeler ile ispat edilebilir. Hezekiyel  kitabı 37. Bab 14 ayetinde allah, HZ isa için: size ruhumu veriyorum ifadesini kullanmıştır. Yuhanna birinci mektup, 4. Bab:  1-sevgili kardeşlerim, her ruha inanmayın. Allahtan olup olmadıklarını anlamak için imtihan edin. Çünkü bir çok sahte peygamber dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır. 2- isa mesih in beden alıp bu dünyaya geldiğini kabul eden  her ruh allahtandır. Allah ın ruhunu bununla tanıyacaksınız. 6- biz allahdanız. Allah ı tanıyan bizi dinler. Allah dan olmayan bizi dinlemez. Hakikatin ruhu ile delaletin ruhunu böyle ayırt ederiz.  Bu ayetlerde görüldüğü üzere incil terminolojisinde ruh kelimesi bir çok manada, bazen de insanları kast ederek kullanılmıştır.

      İkinci itiraz: rahipler der ki: faraklitin, ‘’siz’’ hitap zamiriyle muhatap bulunan havariler zamanında zuhur etmesi lazımdır. HZ muhammed ise onun zamanında gönderilmemiştir.
    Buna cevap: matta incili 26 bab 64. Ayet( Yahudilere hitaben HZ isa demiştir ki:) siz beni bir bulut üzerinde semadan nazil olduğum zaman göreceksiniz. Halbuki HZ isanın bunu söylediği Yahudi kişiler HZ isayı semadan indiği halde görmemiştir. Bu sözün yalan olmaması için, Yahudiler ahir zamanda(kıyamete yakın zamanlarda) HZ isayı semadan indiği zaman göreceklerdir demek gerekir. Demek ki siz hitabı başka bir zamandaki insanlar için söylenmiştir.

Üçüncü itiraz: faraklit hakkında: ‘’o sizin yanınızda mukim ve sabittir.’’ denilmiştir. Bu ise HZ muhammed e uymaz. Demişlerdir. 
  Buna cevap: faraklit hakkında’’ben gitmez isem o gelmez’’ ifadesi faraklit in sonradan geleceğini ve havariler zamanında bulunmadığını anlatır. Dahası, HZ muhammed, HZ isa gibi göğe yükseltilip insanlardan ayrılmamış, dünyada iken vefat edip medineye gömülmüştür. Hatta bildiğim kadarıyla kabrinin yeri kesin olarak bilinen tek peygamberdir. Aynı zamanda onun getirdiği şeriat başka bir peygamber tarafından hükümleri geçersiz kılınarak kaldırılmamış ve kıyamete kadar süreceği bildirilmiştir. Yine incilden örnek verecek olursak; incilde zaman belirten kelimelerin düz anlamlarıyla kullanılmayışına dair: yuhanna incili 5.bab 25. Ayet: ‘’size doğrusunu söyleyeyim. Ölülerin, allah ın oğlunun sesini duyacakları ve işitenlerin yaşayacakları gün geliyor, hatta geldi bile.’’ Halbuki kıyamete dair olan bu haberde; o gün geldi bile denilmesine rağmen, kıyamet  2000 yıl geçse de hala kopmamıştır.

Dördüncü itiraz: resullerin işleri kitabının ilk babında 4. Ve 5. Ayetlere göre, kutsal ruh un gelmesinin vaftiz için olduğunu söylemişlerdir. Bu ayetler: havarilere hitaben: ‘’Benden işitiiğiniz babanın vaadi nin intizarında bulununuz. Zira yuhanna su ile vaftiz olundu siz de yakında kutsal ruh ile vaftiz edileceksiniz.’’   Bu ayetlerde faraklit ile ilgili veya ona isnat edilebilecek herhangi bir şey yoktur.  Bunu faraklit ile ilgili haberler ile birleştirmeleri rahiplerin kendi  yorumudur.

Beşinci itiraz: faraklit ile ilgili bu haber yanlızca yuhanna incilinde vardır. Diğer incillerde yoktur.

Hristiyanlar yuhanna incilini doğru kabul etiğinden, böyle bir şey ile faraklit ile ilgili haberi yalanlama hakları yoktur. Üstelik HZ isa ile ilgili pek çok bilinen olay bazı incillerde var bazı incillerde yoktur: örnek: HZ isanın baras hastalığına sahip on kişiyi iyileştirmesi, bir düğün yemeğinde suyu şaraba çevirmesi, 38 seneden beri hasta olan bir kişiyi iyi etmesi, körleri iyileştirmesi olayları 4 incilden bazısında var bazısında yoktur.

Mezamir, 45/2-17: gelecekte gelecek bir kişi hakkında şunlar yazar: mükemmel bir güzellik ve parlak bir cemal(yüz) sahibi olması, dudaklarından hakimane kelimelerin  çıkması, kılıç kuşanması, kuvvetli olması,emanete sahip çıkması, el altında sürekli ok bulundurması, insan kabilelerini hakimiyet altına alması, uzak ülkelerin krallarının kendisine hediyeler göndermesi, günahlardan ve şerlerden insanları men etmesi, soyunun kıyamete kadar süreceği… HZ muhammed in hayatının anlatan bir kitap okunduğunda bunların onun özellikleri olduğu görülür. Özellikle uzak ülkelerin krallarının ona hediyeler göndermesi, peygamberler arasında onu ayırt eden bir özelliktir. Soyunun kıyamete kadar sürmesi özelliği de yine aynı şekilde onu gösterir. Hristiyan uleması bu kişinin HZ isa olduğunu söylerler. Yahudiler ise daha gelmemiş bir kişidir derler. Bu özelliklerin çoğu HZ isaya uymaz(kılıç,soy, krallardan gelen hediyeler)

Eşiya’nın kitabı 42/1-20: o kişinin yeni bir tesbih ile gönderileceği ve o tesbihi(ibadeti) adaların ve çöllerin ahalisine ve bütün yeryüzü sakinlerine yayacağı yazılıdır. Bu yeni tespih namaz olabillr.
Aynı kitapta; bu kişinin Kaydar ın sakin olduğu diyarda zikir ve senalarıyla sesinin yükseltileceği de tasrih olunmuş  HZ muhammed in atalarından olan kaydar bin İsmail in arabistanda yaşadığı su götürmez bir gerçektir. Zaten HZ İsmail soyu arabistana yerleşmiştir.


 İncilde, Yahudilere hitaben HZ isa şöyle demiştir: Siz kutsal kitaplarda hiç okumadınız mı ki, binacılar tarafından terk edilen bir taş ilahi inayet ile köşenin baş tacı olacaktır. Bu ise nazarımızda pek harika bir iştir. Onun için sizlere diyorum ki allah ın egemenliği sizden alınıp semerelerini iyi yetiştiren ve onu güzel kullanan bir ümmete verilecektir. Ve bu taşın üzerine düşenler paramparça olacak ve o her kimin üzerine düşerse derhal ezip toz edecektir.(matta incili 21. Bab 42-44) HZ peygamber peygamberliğini ilan ettikten sonra, Yahudilerin ona karşı takındıkları tavır ve bunun sebepleri  hakkında bilgi sahibi olan birisi burada bahsedilen kişinin HZ muhammed olduğunu hemen çıkartabilir. Yahudiler, peygamberliğin artık israiloğullarından alındığını, ve son ve en büyük peygamberin küçümsedikleri araplardan geldiğini kabul edemediler.  HZ isa ya yaptıkları gibi onu öldürmeye teşebbüs ettiler.( bir iddiaya göre de bunu başardılar: bir Yahudi kadın,HZ peygamberin yediği bir koyun etini zehirlemiştir. HZ peygamber bu etten bir ısırık almış daha sonra et dile gelip;zehirliyim beni yeme, demiştir. Bundan yaklaşık bir yıl sonra HZ peygamber rahatsızlanmış ve bu rahatsızlık sonucu vefat etmiştir. Bazı kişiler bunun yediği zehirin etkisi ile olduğunu söyler) Hristiyanlarca bu taşın HZ isa olduğu söylenir. Buna verilecek cevaplar:
1-      İncildeki bu cümlenin gidişatından, taş olarak simgelenen kişinin HZ isa’dan farklı bir kişi olarak tasvir edildiği anlaşılabilir.
2-      Hristiyan inancında HZ isa Yahudilerin elinde öldürülmüştür. Halbuki bu ayette,’’ taşın üzerine düşenlerin parçalanması ve onun üzerine düştüklerini parçalaması’’, bu kişinin düşmanlarına galip geleceğini düşündürür. Zaten HZ isanın kendisi de; ben hükmetmek için gelmedim, demiştir.
3-      HZ peygamber şöyle demiştir: ben ve benden evvelki  peygamberler şöyle temsil edilebilir ki: bir zat büyük bir saray bina etmiş de en mutena bir mevkiindeki bir tuğlanın yerini boş bırakmış. Sarayı temaşa etmeye gelenler çok beğenmişler ve asla kusur bulamamışlar fakat o boş köşe gözlerine çarpmış. İşte o sağlam bina benimle tamamlanmış ve risalet(peygamberlik) benimle sona erdirilmiştir.

HZ. Davud(a.s.) ın Mezamir’i 68/31: gelecek nebinin vasıfları şöyle tasvir edilmiştir: habeş kavminin onun huzurunda bulunmaları,yemen meliklerinin kurban kesmeleri,muhtaç ve sıkıntıda olanları kuvvetlilerin zalimliğinden kurtarması,zayıflara ve miskinlere merhamet ve inayet ile çare bulması…  islam şeriatında fakirlere yardım konulu kaç ibadet olduğuna bir bakalım: Benim bildiklerim bunlar: zekat, fitre, sadaka, infak… zekat: zaten farzdır. Belli bir zenginlik düzeyine sahip bulunan herkes, her sene, o yıl kazandığı malın 40 da birini fakirlere vermelidir. Şimdi biraz düşünelim. Şu anda bütün dünya en azından bir yıllığına Müslüman olsa, bunun içine bir yıllık gelirleri türkiyenin gelirinden fazla olan pek çok alandaki şirketlerin patronlarını da dahil ediyoruz, dünyadaki açlık biter miydi bitmez miydi? Dünyada silah sanayiine harcanan bir yıllık paranın dünyadaki açlığı çok çok uzun bir süreliğine bitirebilecek miktarda olduğunu öğrendiğimizde,  sadece silah değil pek çok alandaki şirketlerin göstermelik değil samimi şekilde bu ülkelere yardım etmesinin ne kadar büyük bir olay olduğunu anlarız. Üstelik Müslümanlar zekatı her yıl vermek zorundadır. Dahası, zekat olması gereken yardım miktarının en azıdır. Yani yapılmaması mümkün olmayan yardım miktarıdır. Aslında islamda, Müslümanlara öğütlenen gerçek yardım; infaktır. İnfak: bir kişinin, kendi canı acıyacak miktarda paylaşmasıdır. Yani yolda cebimizde 100 lira ile yürüyoruz. Kenardaki dilenciye 1 lira vermemiz infak değildir. Ama 50 lirasını dilenciye vermemiz infaktır. HZ peygamber ve sahabilerinin hayatı infak ile geçmiştir.  HZ peygamber, bazı geceler evinde yiyecek hiç bir şey bulamazdı, kendisi için ölümü göze almış insanlar ile çevrili olmasına rağmen. HZ Ebu Bekir, hayatında tam 3 kere malının yarısını sadaka vermiştir. HZ peygamberin ve sahabilerin yaptığı infak ve paylaşmayı anlatmaya kalksam herhalde bir kitap yazmam gerekir.
Mezamir 15/1-5: insanları faizden kurtaracağını söyler. Faiz islamda haramdır.
HZ eşiya’nın kitabı: 9/6-7: peygamberlik mührünün onun kürek kemikleri arasında olduğu yazılıdır. HZ peygamberin kürek kemikleri arasında kabarık ve tüylü bir yer vardı. Bu nübüvvet mührüdür.
Mezamir:149/1-9: gelecek nebinin ümmeti şöyle anlatılır: iki yüzlü kılıçlar kullanırlar, zorbalardan intikam alırlar, silsileler ve zincirler ile krallara boyun eğdirirler…. Henüz islam yeni tebliğ edilmeye başlanmış, Müslümanların sayısı çok az iken, Müslüman olan kişiler Mekkeliler tarafından işkence ve cinayetler ile muamele görürken,HZ muhammed in, kendisine inananlara iran ve rum(roma yani Bizans) saraylarını vaad etmesi ve Mekkelilerin bu konuda onunla dalga geçmesi,  çok değil 20 yıldan biraz fazla bir süre sonra iranın tamamiyle islam devletine bağlanması ve 1453 de Bizans ın fethi bu ayeti doğrular ve  HZ muhammed in peygamberliğini gösterir.
Eşiya(a.s.)ın kitabı: 54/1-3: HZ muhammed in şehrinin de bahsi geçer. O şehre, ‘’kısır’’ denilmiş ve vahşi evlatların meskeni iken ileride mamuriyet kazanacağı, her yerden daha aziz ve muhterem olacağı söylenmiştir.  Bu ifadeler Mekke ye çok uyar.  Tevrat ın tekvin kitabı 16/11-12 de İsmail in vahşet yerinde karar kılmış olduğu söylenmiştir. İsmail(a.s)ın o vahşet yerindeki evlatlarına da vahşi evlatlar denilmiştir. Bunlardan yukarıdaki ayette gelecek peygamberin şehri olarak bahsedilen kısır yerin Mekke olduğunu çıkartıyoruz.

Danyal 2/ 31-45: HZ danyal’ın, Behtünnasır isimli kralın rüyasını tabir etmesi(2. Behtünnasır, milattan önce 600 lü yıllarda yaşamış bir kraldı. Asurlularla savaşmış, Babil’i devletinin başkenti yapmıştı.Milattan önce 606 yılında İsrail şehirleri ve Mısır ile savaştı, bir çok yahudiyi babile getirdi. Kudüs ü tahrip etmiştir.) HZ danyal, krala şöyle demiştir: ‘’ Sen rüyanda büyük bir heykel gördün. Onun başı altından, göğsü ve kolları gümüşten, karnı ve baldırları bakırdan, topukları demirden; ayaklarıyla parmaklarının bir kısmı demir ve bir kısmı da topraktandı. Sen şaşkınlıkla bu heykele bakarken, havadan bir taş düşüp onun ayaklarına vurdu ve hemen yıkılarak bütün parçaları dağıldı, toz oldu, bir parçası bile yerinde kalmadı. Nazil olan taş hemen büyüyüp bütün alemi doldurdu ve dağ gibi mahallinde karar tuttu.’’ Dedi. Kral, evet gördüğüm rüya bundan ibarettir, şimdi de tabir et, dedi. HZ danyal şöyle dedi: bu heykel dünya saltanatıdır. Sen onun başı menzilindesin. Senden sonra  başka bir hükümet gelecektir ki, senin hükümetine kıyasla küçük olacağından rüyanda gümüş ile gösterilmiştir. Ondan sonra başka bir hükümet daha gelecek ve demirden olan başka bir saltanat onu yok edecektir. Daha sonra o da sona erecek ve onu  yerini kimi zayıf kimi güçlü pek çok hükümetler alacak( bu da heykelin ayakları ve parmaklarının demir ve topraktan oluşması ile rüyada simgelenmiş) demir ve toprak birbiri ile ittifak edemeyeceği gibi onlar da ittifak edemeyeceklerdir. Ondan sonra  allah, az bir zaman içinde bu hükümetleri ortadan kaldıracak ve gerçek saltanat sahibi birini gönderecek ki, onun saltanatı ilelebet payidar olup, kendisi de iki dünya saadetine kavuşacak.(heykele düşen taş ve taşın büyümesi)
Bu rüya harfiyen şöyle gerçekleşmiştir: Behtünnasır’ın hükümeti dağıldıktan sonra Madiler hükümeti ortaya çıktı. Madiler önceki hükümet  Keldanilere  kıyasla zayıftı. Madilerden sonra Kiyaniyan devleti ortaya çıktı ve kuvvet buldu. Hatta Kiyaniyan hükümetini kuran Keyhüsrev, milattan önce 536 da Babil i almıştır. Sonra büyük İskender gelip milattan önce 330 da tüm fars memleketlerini fethetti. Onun saltanatı, kendisine kimse karşı koyamadığı için demir ile simgelenmiştir. Büyük İskender fethettiği  yerleri komutanlarına paylaştırınca pek çok küçük devlet ortaya çıktı. Bunlar arasındaki çekişme Sasaniler dönemine kadar sürdü. Sasaniler de bazen güçlenip bazen zayıf düştüler. Sasani krallarından Nuşirevan zamanında HZ muhammed doğdu. Ve tüm bu memleketler ve daha bir çok yer islam hakimiyetine girdi. Hala da islam hakimiyetinden çıkmış değil.

İslam'da Cihad



CİHAD
Cihad, gayret ve emek sarf etmek manasında olan cehd kökünden gelmektedir.  Cihad kelimesi, Kuran ı kerimde kelime olarak 4 yerde, fiil olarak 24 yerde geçer. Bir ksımında harb manasında bir kısmında ise Allah ın rızasnı kazanmak için çaba sarf etmek olarak manasında geçer. Hz peygamber:’’mücahid(cihad eden kişi) nefsiyle cihad eden kişidir. ‘’demiştir. Yine hz peygamber in şöyle bir hadisi vardır:’’cihadın en faziletlisi zalim hükümdarın karşısında doğruyu söylemektir’’  yine kadınlar adına hz ayşe ona ‘’biz kadınlar da cihad etmeli değil miyiz?’’ diye sorunca hz peygamber       ’’ sizin için cihadın en faziletlisi makbul hacdır’’ demiştir.
Silahlı mücadele manasına gelen cihadın islamdaki durumu ise şöyledir:  savaş manasındaki cihadın meşru olabilmesi için Müslüman olmayan kavimlerin Müslümanlara tecavüzde bulunması gerekmektedir. Yani Müslümanlar hiç yoktan savaş başlatamazlar. Barış anlaşmasını bozmaları ve Müslümanlara karşı savaş hazırlıkları yapmaları da yeterli bir sebeptir.
Bakara suresi ayet 190: Sizinle harb edenlerlerle  Allah yolunda savaşın, ancak aşırı gitmeyin, çünkü Allah haddi aşanları sevmez. Onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye çalışırlarsa siz de  hemen onları öldürün.
Bakara 193: onlar savaşmaktan vazgeçerlerse siz de vazgeçin
Savaş sırasında  kadın ve çocukların öldürülmesi de, pek çok sahih hadisle sabit olmak üzere yasaktır.
Müslümanlarlarla savaşan gayr-i müslımler eman dilerler ise Müslüman ülkesinde yaşama hakkına sahip olurlar ve Müslüman devletine cizye verirler.
Tevbe suresi: cizye verinceye kadar onlarla savaşın
Bu ayetten anlaşılıyor ki savaşın sebebi Müslümanlığı kabul ettirmek değildir. Müslüman ülkesinin güvenliğini sağlamaktır
Ankebut suresi 46: Ehl i kitaba(Yahudi ve Hristiyanlara) en güzel surette  muamele edin. Ancak zulmedenler hariç .
Mümtehine suresi: 8.    Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever.          
9.            Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Bu yöndeki hz peygamber in sözleri:
‘’Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin.Allah’dan afiyet dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki; cennet kılıçların gölgesi altındadır.’’
‘’Sizin babalarını ve kocalarını öldürmüş olacağınız çocuklar ve kadınlarla geldiğinizi görmek yerine hidayete ermiş kişilerle geldiğinizi görmek isterim’’
Cihad ın sebeplerinden birinin, Müslüman olmayan kavimlerin Müslümanlar ile yaptıkları anlaşmayı bozmaları ve Müslümanlara saldırmaları hakkındaki bir kuran ayeti şudur:


Tevbe suresi:
12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.
13. (Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
Aynı zamanda bir ülkede azınlık durumunda olan Müslüman bir topluluğa zulmedilmesi de savaş sebebidir:
Nisa suresi 75:
Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, "Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zâlim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
Aynı zamanda, Müslüman bir ülkede yaşayan bir halk, Müslümanlıktan çıkıp Müslümanlara karşı harbe girerlerse( Müslümanlık aleyhine propaganda da  dahildir) bunlarla da savaşılır. Fakat önce istiabe denilen bir süreçten geçirilirler ve Müslümanlığa geri dönmeleri yönünde telkinde bulunulur, şüpheleri giderilmeye çalışılır. Eğer yine de Müslümanlığa dönmezlerse savaşılır.
Cihadın yapılma şekli ise şöyledir;
1-      Meşru bir sebeple Müslüman olmayan bir toplulukla savaşa girmeden önce onlara islamı kabul etmeleri  veya islamı kabul etmeyip cizye vermek suretiyle Müslüman devlet çatısı altında yaşayabileceklerinin teklif edilmesi zorunludur. Bunu teklif etmeden savaşa başlanamaz. 
halid bin velid,  bir kabileye islamı anlatmaları için gönderilen bir heyetin başında iken, gönderildiği kavme karşı silah kullanmış ve hz peygamber de bunun üzerine öldürülen insanların, hayvanların hatta köpeklerin bile diyetini o kavme ödemiştir.
Hayber savaşı sırasında hz Ali, hz peygambere; ya resulullah, islamı Yahudilere zorla kabul ettirecekmiyiz? Diye sorunca hz peygamber;’’ hayır Müslümanlığı onlara hilm ve sükunetler teklif ediniz demiştir.
2-      Savaşa aktif olarak katılmayan halk öldürülemez.
İran ın fethi sırasında kuşatılmış olan başkent in çevresinde binlerce insan esir edilmişti. Bunların savaşa katılmayan köylüler olduğu anlaşılınca kumandan Sad bin Ebi Vakkas tarafından serbest bırakılmışlarıdır. Kadınlar ve çocuklar savaşta yardımda bulunsalar bile öldürülemezler.

3-      Yaralanan ve savaşamayacak hale gelen düşman askerleri öldürülemez.
4-      Esirlere fena muamele yapılamaz ve fidyesi verilen esir serbest bırakılmak zorundadır. Aynı şekilde karşılıklı esir değişimi teklif edilirse sayı eşitliği şartı aranmaz. Esir, Müslümanların elinde bulunduğu sürece  Müslümanın yediğinden yer, içtiğinde içer, giydiğinden giyer, zahmetli işlerde kullanılamaz.
5-      Savaş sırasında karşı taraf pes ettikten sonra savaşa son vermek zorunludur.

Bir muharebe esnasında hz Ali  düşmanını yere düşürmüş ve öldürmek üzere kılıcını boğazına dayamış ve kelime i tevhidi söylemesini istemişti. Düşmanı hz Ali nin yüzüne tükürdü. Bunun üzerine hz ali kılıcını kınına geri koydu. Düşmanı bunun sebebini sorunca, hz Ali; ‘’seni allah için öldürecektim, tükürünce işin içine nefsim karıştı’’ dedi.

Aynı zamanda hz peygamber bir çok harpte bulunduğu halde, hiç kimseyi kendi eliyle öldürmemiştir. Savaşta bulunması manevi kuvvet içindir. Kılıç kuşanması ise gerektiği halde kendini korumak içindir. Nitekim, uhud  harbinde düşman hz peygamberin yüzüne vurmak suretiyle dişini kırmışlardı. Buna rağmen kılıç kullanmamıştır.



10 Şubat 2013 Pazar

Hz İsa çarmıha gerilmemiştir

Hz İsa, incilin bir çok yerinde Tevrat ı tamamlamak için geldiğini söyler ve havarilerine de kutsal yasaya uymalarını öğütler. Yahudi hükümlerinde sebt günü ağaca asılan şey kötü ve lanetli sayılır. Bu yüzden Yahudiler bir kişiyi çarmıha gerdiklerinde onu gömerler ve gömdükleri yerin yakınından bir daha geçmezlerdi. Çünkü o kişi ve gömüldüğü yerin lanetli olduğuna inanırlardı. İncilin bir ayetinde de bu doğrulanır. İşte Yahudilerin hz isa’yı normal yoldan değil de çarmıha gererek öldürmek istemelerinin sebebi budur. Çünkü bunu başarabilirlerse hz isa’nın yalan söylediğini ve mesih olamayacağını kanıtlamış olacaklardı. ‘’Yahudilerin kralı’’ manasına gelen mesih, nasıl olur da Yahudi yasalarına göre lanetli olurdu. İslam inancında onun yerine çarmıha gerilen kişi onun şekline büründürülmüş bir kişidir. Bu kişi ya Yahuda’dır ya da hz isa suretinde bir melektir.

Nisa suresi 157: Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih'i öldürdük" demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.           
158.     Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Hz İsa'nın tanrı oılduğu ile ilgili öne sürülen deliller


 hz isa’nın tanrı olduğuna dair öne sürülen deliller:
İncil’deki baba ve oğul kelimeleridir. Fakat  bu sözcüklerin ‘’efendi’’ ve ‘’kul ‘’ manasında olduğu açıktır.
Yuhanna 8 23 ayeti gösterilir: ‘’İsa onlara, «Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım» dedi. «Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim.’’  Halbuki  aynı yuhanna incilinde şu ayetler de vardır: Yuhanna 17 14: Ben onlara senin sözünü ilettim, dünya ise onlardan nefret etti. Çünkü ben dünyadan olmadığım gibi, onlar da dünyadan değiller. Yuhanna 15 19: ‘’Dünyadan olsaydınız, dünya kendisine ait olanı severdi. Ne var ki, dünyanın değilsiniz; ben sizi dünyadan seçtim. Bunun için dünya sizden nefret ediyor.’’
Yuhanna 10 30 gösterilir: Ben ve Baba biriz.» Halbuki yine yuhanna incilinde şunlar geçmektedir: 20>21 «Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin. 22 Bana verdiğin yüceliği onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. 23 Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın.
Yuhanna 14 9 u delil olarak ileri sürülür: ‘’ Filipus, «Rab, bize Baba'yı göster, bu bize yeter» dedi. İsa, «Filipus» dedi, «bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, `Bize Baba'yı göster' diyorsun? Benim Baba'da, Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor. Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, benim yaptığım işleri, bana iman eden de yapacak; hatta daha büyüklerini yapacaktır. Çünkü ben Baba'ya gidiyorum.’’   Buna karşılık yine incilden şu örnek verilebilir: ‘’O gün anlayacaksınız ki, ben Babamdayım, siz bendesiniz, ben de sizdeyim.’’ Korintoslular 6 19:  ‘’Bedeninizin, Tanrı'dan aldığınız ve içinizde olan Kutsal Ruh'un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Siz kendinize ait değilsiniz.’’ Efesliler 4 6: Çağrınızdan doğan tek bir ümide çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir, her şeyin üzerinde, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir. Luka 9 48: Akıllarından geçeni bilen İsa, küçük bir çocuğu tutup yanına çekti ve onlara şöyle dedi: «Bu çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. Aranızda en küçük kim ise, işte en büyük odur.» Biraz da Kuran’dan örnek verelim: ‘’ Habibim, açıkça sana uyup senin emrine itaat edenler, şüphesiz bilin ki Allah’a itaat etmiş olurlar’’  Her 2 kutsal kitapta da görülüyor ki, peygamberlere uymak Allah’a uymak demektir. Bu incil ayeti de bu manadadır.
hz İsa’ya tanrılık isnat etmek için öne sürülen bir delil de, hz İsa’nın babasız doğmasıdır. Halbuki eğer babasız doğmak bir tanrılık belirtisi ise o zaman Hz Adem ve Hz Havva da tanrıdır. Fakat  böyle bir iddia yapılmamıştır. Burada yine Kuran ı kerim in bu konuda ne söylediğine bakalım: Meryem Suresi 16:
16, 17. (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem'i de an.Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
18.       Meryem, "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.   
19.       Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.  
20.       Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi.           
21.       Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.
öne sürülen bir başka delil de, hz isa’nın gösterdiği mucizelerdir. Halbuki incilin farklı bölümlerinde Hezakiyal’in de ölüleri dirilttiği, HZ İlyas’ın da bir ölüyü dirilttiği, hz Elyessa’nın da bir cüzzamlıyı iyileştirdiği yazar. Bunlar hz isanın gösterdiği mucizelerin benzerleridir fakat bu peygamberler hakkında ilahlık iddiasında bulunmazlar.
Teslis inancının yanlışlığı hakkında mantıki bir delil de şudur ki, eğer hz isa tanrı olmuş olsaydı tanrının birkaç yahudiden korktuğu ve onların elinden kötülükler gördüğü kabul edilmiş olurdu. Eğer bu dünya hayatında gördüğümüz hz isanın cismani bedenidir o aslında tanrıdır denirse şu soru sorulur: O zaman tanrı hz isa’ya tamamen mi hülül etti yoksa kısmen mi? Tamamen hülül etti ise hz isa öldüğü zaman tanrı da tamamen ölmüş demektir. Eğer kısmen hulül ettiyse o zaman da tanrının mükemmelliğinin bozulduğu ve parçalara ayrıldığı kabul edilmiş olur  ki böyle bir şey akla mantığa sığmaz. Çünkü o zaman bir parça mükemmel olabilmek için diğerine muhtaçtır denilmesi gerekir. Tanrı ile muhtaç olmak kelimesi yan yana gelemez.